58.000'den fazla kelime ile en kapsamlı Osmanlıca Türkçe sözlük
Aradığınız Osmanlıca kelimelerin Türkçe anlamlarını sözlüğümüzde bulabilirsiniz
ASHÂB-I SUFFA ne demek? ASHÂB-I SUFFA kelimesinin anlamı nedir?
Suffa ehli. Bunlar, Hz. Peygamberin (A.S.M.) mescidine
bitişik üstü örtülü, etrafı açık bir yerde otururlardı ve
orada yaşarlardı. Bu zatların yaşayışları ve hâlleri din
hizmeti, hayatı bakımından büyük değer taşımaktadır. Bütün
hayatları Peygamberimiz'in (A.S.M.) yanında bulunarak
Kur'ânın en yüksek derslerini alır, öğrenirler ve
öğretirlerdi. İslâmiyeti öğrenmek, öğretmek ve yaymak için
her türlü şahsi menfaatlerini terkederek tam bir İslâm
fedaisi olarak yaşarlardı. Bunlar evlenmezler ve dünya
işleriyle uğraşmazlardı. Ashab-ı Suffa'nın bu hizmetleri
sebebiyle ve bu çok büyük fedakârlıkları vesilesiyle
İslâmiyet az zamanda çok yayılmış ve kökleşmiştir.
Peygamberimiz'in (A.S.M.) hadis-i şerifleri mükemmel bir
şekilde muhafaza altına alınmış ve zamanımıza kadar hatta
kıyamete kadar sağlam bir şekilde devam etmesi
sağlanmıştır.Bu Ehl-i Suffa'nın ahvâli Kur'an-ı Kerim
hizmetine ilk ve en mühim başlangıç olduğu ve herkese büyük
ibret ve ders teşkil edeceği için, Sahih-i Buhâri Tercemesi
Yedinci Cildinin 62 ve 63 üncü sahifelerindeki alâkalı kısmı
naklediyoruz: "Suffa, Kamus Müterciminin dediği gibi ve
hepimizin bildiği veçhile, eski yerlerdeki "sed", "seki"
gibi yüksekçe eyvana denir. Lisanımızda tahrifle "sofa"
tâbir olunur. Ehl-i suffa buna izâfe edilmiştir. Ashâb-ı
Suffa; aileden cüdâ, gaile-i dünyeviyeden âzâde ve bütün
mânası ile feragatkâr bir hayata mâlik olan bir zümre-i
mübârekenin ekseri vakitleri Resül-i Ekremin (A.S.M.)
huzurunda geçerdi. Dâima Resul-i Ekrem'den (A.S.M.) ahz-ı
feyz ederlerdi. Taraf-ı Peygamberiden tâyin buyurulan
muallimler mârifetiyle de kendilerine Kur'ân tâlim edilirdi.
Bunlardan yetişenler müslüman olan kabilelere tâlim-i Kur'ân
için gönderilirdi. Bu cihetle bunlara "Kurrâ" denilirdi. Bu
suffaya da "Darul-Kurrâ" demek en münâsib bir isimdir. Nur-u
Kur'an'ın "lemhat-ül basar" denilebilecek derecede az bir
zaman zarfında âfâk-ı âleme intişar etmesi, bu ilim ocağının
yetiştirdiği güzideler sâyesinde müyesser olmuştur. Mütevâzi
ve fakat çok feyyaz olan dörtyüz, beşyüz raddesinde dâimâ
Kur'ân ile, icâbında gazâ ile meşgul olan bir irfân-ı Kur'ân
ordusu bulunuyordu. İçlerinden teehhül edenler kadro
haricine çıkardı. Fakat, yenileri ile ikmal edilirdi. Burası
bütün mânası ile leyli ve meccâni bir dâr-ul-ilim idi.
Müdâvimleri ne ticaretle, ne bir san'at ve harâsetle iştigal
etmezdi. Maişetleri taraf-ı risâlet-penâhiden ve ağniyâ-ı
ashâb tarafından te'min edilirdi. Bu hakikatı, Ehl-i
Suffa'nın mübarek simâlarından birisi olan Ebu Hureyre
(R.A.) kendisinin çok hadis rivâvet ettiğinden şikâyet
edenlere karşı verdiği şu müskit cevabında pek güzel ifâde
etmiştir: "Benim kesret-i rivâyetim çok görülmesin; muhacir
kardeşlerimiz çarşıdaki, pazardaki ticaretleri ile, "Ensar"
kardeşlerimiz de tarlalardaki, bahçelerdeki ziraatleri ile
meşgul bulundukları sırada, Ebu Hureyre, Peygamberin
(A.S.M.) mübârek nasihatlerini hıfzediyordu..."
demişti.Resul-i Ekrem (A.S.M.) Ashâb-ı Suffa'nın maişeti
ile, tâlim ve terbiyesi ile pek yakından alâkadar olurdu.
Hattâ saadet-hâneleri ihtiyacatı ile ikinci derecede meşgul
bulunurdu. Bir kerre Hz. Fâtıma (R.A.) el değirmeni ile un
öğütmekten usandığından şikâyet ederek bir hizmetçi
istediğinde, Resül-i Ekrem (A.S.M.) - "Kızım! Sen ne
söylüyorsun?... Henüz Ehl-i Suffa'nın maişetini yoluna
koyamadım" buyurmuştu.Resul-i Ekrem'in (A.S.M.) hiç bir
mev'izaları, hiç bir hitâbeleri yoktur ki, bunun irâdı
sırasında Ashâb-ı Suffa orada hazır bulunmasın, dinleyip,
hıfzederek diğer ashâba nakletmesin... Bu suretle ahkâm-ı
İslâmiyyenin hıfz ve naklinde Ehl-i suffanın pek müstesna
te'sirleri görülmüştür.İçlerinde Ebu Hureyre (R.A.) gibi
müstesnâlar yetiştiği gibi, ilmi varlık göstermiyenler de
vardı. Fakat, hangi türlü tedris gösterilebilir ki, umumi
surette böyle sihir-âmiz bir feyz verebilmiş olsun.."Hak
Dini Kur'ân Dili Cilt 2, sahife: 939, 940, 941 de de şu
izahat vardır:"Bir gün Resul-i Ekrem (A.S.M.) Ashâb-ı
Suffa'nın başlarında durmuş, hallerini nazar-ı tetkikten
geçirmişti. Fakirliklerini, çekmekte oldukları zahmetlerini
gördü ve kalblerini tatyib edip onlara buyurdu ki: - "Ey
Ashâb-ı Suffa! Sizlere müjdeler olsun ki; her kim şu sizin
bulunduğunuz hâl-ı sıfâtta ve bulunduğu halden râzı olarak
bana mülâki olursa, o benim refiklerimdendir... "
"ASHÂB-I SUFFA" kelimesine ilk yorumu yazan sen ol.
"ASHÂB-I SUFFA" kelimesine ilk yorumu yazan sen ol.